TANSİYON NEDİR

16/3/2009
Düşük
Tansiyonun düşmesi, kısa süreli baş dönmeleriyle kendini belli eder. Aniden yataktan kalkıldığında veya ani bir hareket yapıldığında baş dönmesi olur.
Kan dolaşımı tekrar normale dönünceye kadar hasta bir yere oturtulmalıdır. Ayrıca tansiyon düşüklüğünden yakınanlar, ani hareketlerden de kaçınmalıdır. Çok fazla sıkmayan karın korseleri faydalı olabilir. Yemek aralarını da fazla uzatmamak gerekir. Doktora danışılarak kan basıncını geçici olarak artıran ve dolaşımı düzenleyen ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca kahvenin tansiyon yükseltici etkisinden de faydalanılabilir. Yazın aşırı terleme nedeniyle tuz kaybına bağlı tansiyon düşmelerinde tuzlu ayran içilmesi, yararlı olabilir.

Yüksek
Yüksek tansiyon, başta dolgunluk hissi, başın arka tarafında ağrı, kulak çınlaması, görme bulanıklığı, bulantı gibi belirtiler yaratır. Ancak bazen hiçbir belirti de görülmeyebilir.
Yüksek tansiyonu olan kişilerde tansiyon ölçümü günlük hayatın bir parçasıdır. Ancak, tansiyon ölçerken bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Örneğin mesaneniz doluysa veya ölçümden kısa bir süre önce kahve ya da sigara içmişseniz kan basıncınız yüksek çıkabilir. Ayrıca ölçümden önce 15 dakika kadar oturup dinlenmek gerekir. Ölçüm sırasında da kolunuz bir masa ya da sandalyenin kolu üzerinde ve kalp hizasında olmalıdır. Tansiyon ölçümü daima sağ koldan yapılmalıdır.

TUZ
Tuz, tansiyonu yükselten önemli bir faktördür, çünkü fazla tuz, dolaşımdaki sıvı miktarını, dolayısıyla da kalbin yükünü artırır. Günlük tuz ihtiyacının karşılanması için yarım çay kaşığı (1 gram) tuz yeterlidir ve daha fazlası vücuda zarar verebilir.

Maden suyunun yararları

16/3/2009
MADEN SUYUNUN FAYDALARIMaden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.*Maden suyu “asitli” midir?Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki “karbondioksit” gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi “yararlı sıvı” tüketilmesini öneriyor.*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.*Hamilelikte maden suyu içilir mi?Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.*Avrupa’da ve Türkiye’de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye’de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa’nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip ancak, yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde biri şişeleniyor, yüzde doksandokuzu boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürü ile bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken Türkiye’de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları % 30’larda yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, yaşam boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, bu yol ile alınan doğal kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvıdengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir

BILDIRCIN YUMURTASININ FAYDALARI

16/3/2009

Bıldırcın yumurtası protein deposu

Diğer yumurtalardan daha fazla, proteinlerin yapı taşı olan aminoasit içeren bıldırcın yumurtası, özellikle çocukların bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Çocukların bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olan protein deposu bıldırcın yumurtasının, grip ve bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına iyi geldiği kaydedildi. Bıldırcın yumurtasının en doğru tüketilme biçiminin ise rafadan yenmesi olduğu vurgulanarak, çiğ tüketilmemesi önerildi.

BILDIRCIN YUMURTASININ FAYDALARI

  • Öksürük, astım, bronşit, nefes darlığı, mide, karaciğer ve göğüs hastalıkları tedavisinde.
  • Çocukların gelişiminde ve iştahlarının arttırılmasında.
  • Hastaların, ameliyat sonrası çabuk şifa bulmasında.
  • Kansızlık ve anemi tedavisinde.
  • İnsan bedenini gençleştirici, kuvvetlendirici özelliği yanında yüksek derecede afrodizyak özelliği içerir.
  • Yüksek enerji ve protein içerir.
  • Vitamin ve minarel değeri çok yüksektir.

BUNU DENEDİNİZ Mİ ?

  • Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz.
  • Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz.
  • Çalkalıyorsunuz.
  • Bir bardak süte tamamlıyorsunuz.
  • Süt oda sıcaklığında veya buz dolabından çıkardıldıktan
  • 10 dakika sonra içiyorsunuz.

 

Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz.
Bir kasık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz.
İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az üç ay. Olağanüstü tedavi bitti

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Bahtiyarca, hayvansal proteinlerin, verdikleri yüksek enerjinin yanı sıra çocuklardaki bedensel gelişimin sağlıklı olarak gerçekleşmesine yardımcı olduğunu belirtti. Hayvansal kaynaklı proteinlerin başında kanatlı kümes hayvanlarının yumurtalarının geldiğini ifade eden Bahtiyarca, bu yumurtaların da ait olduğu hayvanın genetik yapıları nedeniyle çeşitlilik gösterdiğini anlattı. Bıldırcın yumurtasının içeriğindeki besleyici maddelerin yoğunluğu nedeniyle yaygın olarak tüketilen tavuk yumurtasından farklı olduğunu belirten Bahtiyarca, şunları kaydetti:
“Diğer yumurtalardan daha fazla, proteinlerin yapı taşı olan aminoasit içeren bıldırcın yumurtası, özellikle çocukların bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi ise enerjisini daha çok fiziksel büyümeye harcayan çocuklarda, hastalığa neden olan mikropların etkisini azaltmaktadır. Grip, bronşit gibi üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocukların, bıldırcın yumurtası yedikten sonra hastalıklardan çok daha kısa sürede kurtulduğu gözlenmektedir. Bıldırcın yumurtasının bu hastalıklara iyi gelmesiyle ilgili, bilimsel kitaplara girmiş deneysel bir veri olmamasına karşın, bize, (çocuğuma bıldırcın yumurtası yedirebilir miyim?) diye soran kişilere, bıldırcın yumurtasını tavsiye ediyoruz. Sonuçta, bıldırcın yumurtası, çocukların bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olan bir protein deposudur.”

PROTEİN AÇIĞINA KARŞI BILDIRCIN YUMURTASI
Ülkemizde hayvansal protein tüketiminin gelişmiş ülkelere göre düşük seviyede kaldığını vurgulayan Bahtiyarca, bu açığın kapatılmasında, son yıllarda eskiye oranla daha rahat bulunabilen bıldırcın yumurtasının etkili olabileceğini söyledi.
Bahtiyarca, bıldırcın yumurtasının çocuklar tarafından en doğru tüketilme biçiminin, rafadan yenmesi olduğunu belirterek, “Çünkü yumurtanın rafadan olması, vücudun proteinleri en kolay ve etkili şekilde almasını sağlar. Bıldırcın yumurtasının sarısı pişirilmeden de çocuklara içirilebilir. Ancak, özel bir protein içeren yumurta akı, vücuttaki B vitaminlerini etkisizleştirme olasılığına karşı, çiğ olarak verilmemelidir” diye konuştu.

© Copyright 2006. All right reserved.
System created by İmpaş Ajans

diyabet,kan şekeri,kan şekeri neden önemlidir

16/3/2009
DİYABET=KAN ŞEKERİ
Tıpsal terim olarak şeker hastalığı ‘’diyabet’’kelimesiyle ifade edilir. İnsan bünyesinde diyabetin iki farklı tezahürü söz konusudur.
1-Diyabetes melletus (kan şekeri yüksekliği)-hiperglisemi
2-Diyabetes insibeditus (kan şekeri düşüklüğü)-hipoglisemi
Yaşamsal risk faktörü olarak düşünüldüğünde her ikisinin de insan hayatına risk etkisi aynı orandadır.Yani biri diğerinden daha az zararlı değildir.Ancak dünya sağlık örgütü verilerine göre dünyada diyabetes melletus (şeker yüksekliği) hastalığına daha sık rastlanmaktadır.
Diyabet veya şeker hastalığı, vücudun kandaki şeker oranını düzgün bir şekilde kontrol edememesiyle karakterize olmuş bir hastalıktır. Vücudun kandaki şeker oranını kontrol edememesi, kandaki şeker düzeyininin çok yükselmesine (hiperglisemi) neden olabilir. Kronik bir hastalık olan diyabet vücudun insülin hormonunu yeteri kadar üretememesi veya üretmesine rağmen kullanamaması sonucu gerçekleşebilir. Buna göre diyabetes melletus (kan şekeri yüksekliği) ikiye ayrılır; tip I ve tip II.
Tip I diyabet
Tip 1 Diyabetes Mellitus özellikle pankreastan insülin salgılayan β-hücrelerinde yıkıma bağlı olan bir formdur. Yıkım hızı değişken olmakla birlikte, çocuk ve gençlerde yıkım hızlı olurken erişkinlerde bu süreç yavaştır. Bu genellikle diyabetin hayatta kalmak için insülin tedavisi gerektiren tipidir. Hastalık tanısı konulduktan bir veya iki yıl içerisinde insülin tedavisine gereksinim duyulmayacak bir dönem görülebilir balayı dönemi. Bu dönemde hastalar insülin tedavisi olmadan yaşamlarını idame ettirebilirler.
Tip-1 diyabetin belirtileri
3 P belirtisi diye tanimlanan çok idrara çıkma Poliüri, çok su içme Polidipsi ve çok yemek yeme Polifaji hastaların çoğunluğunda görülen belirtiler gurubudur, fakat hastanın hiçbir şikayeti olmadan yapılan kan şekeri ölçümünde yüksek çıkması ile tanı koyulduğu gibi, diyabetik ketoasidoz denilen ve hayatı tehdit eden tablo ile de belirebilir.
Tip-1 diyabetin tanısı
Kan şekerinin yüksek olması dışında, Tip 1 diyabetli hastalarda insülin ve plazma C-peptid düzeyleri çok düşük ya da tespit edilemez düzeydedir. Pankreasta insülin salgılayan adacıklara karşı gelişen antikor varlığı, insüline karşı gelişen antikorlar ve anti GAD pozitifliği tanıda rol oynar.
Tip 2 diyabet
Tip 2 diyabet diyabetin en yaygın formudur.Bu formun nedeni halen kesin olarak bilinmemekle birlikte β-hücreyıkımı tip 2 diyabette olmamaktadır.Bu formda, hastalarda genellikle insülin yetmezliğinden ziyade göreceli olarak insülin fazlalığı ve insülin direnci mevcuttur. Hayatta kalmak için insülin tedavisine gereksinim duyulmayabilir. Tip 2 diyabetli hastaların çoğunluğu diyabet ortaya çıktığında obezdirler ve obezite insülin resistansı 'nı arttırmaktadır.
Tip-2 diyabetin belirtileri
• Sık idrara çıkma,
• Ağız kuruluğu,
• Çok su içme,
• Açlık hissi,
• Cilt yaralarının geç iyileşmesi,
• Kuru ve kaşıntılı bir cilt,
• Sık sık infeksiyon gelişmesi,
• Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür.

• Tedavi
Tip 1 ve tip 2 diyabetlerde tamamen iyileştirici bir tedavi şu anda bilinmemektedir. Tip 1 diyabetlinin yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmesi için vücuda duşarıdan insülin verilmesi bir gerekliliktir. Tip 2 diyabette ise diyabetin durumuna göre beslenme, spor, ağızdan verilen ilaçlar ve vücuda dışarıdan insülin sağlanması opsiyonları düşünülebilir. Diyabet tedavisinin ana amacı glisemik regülasyon (kan şekeri düzeyinin belli bir bantta tutulması) dur. Glisemik regülasyon hiperglisemi (yüksek kan şekeri düzeyi) yi düzenlemeye yönelik olup diyabetin komplikasyonlarının oluşma riskinide azaltır [Ref]. Diyabetin kalp ve damar rahatsızlıkları ile olan yakın bağlantısı gözeönüne alındığında, glisemik regülasyon yanında lipid düzeylerinin kontrolü ve tansiyon değerlerinin kontrolüde diyabet tedavisinde önem taşır [Ref].
Diyabetin tedavi ile önlenmesi genel olarak mümkün olmadığı için diyabette hastanın takibi veya diğer adıyla hastanın diyabetinin yönetimi önem taşımaktadır. Diyabetin takibine yönelik eğitim programları ve diyabet verilerinin tutulmasını ve diyabet takip ekibiyle paylaşılmasını sağlayan bilgi teknolojisi araçlarıda son yıllarda önem kazanmıştır.
Diyabette doğru diyet ve spor çok önemlidir. Gerekli durumlarda diyabet diyeti ilaç tedavisi ile desteklenir.
Şimdi tıpsal olarak değindiğimiz konuyu biraz daha anlaşılır hale getirmeye çalışırsak;

Kan şekeri, insan vücudunda hassasiyet gösterilen düzenlemelerden bir tanesidir. Belirli hastalıkların takibinde son derece önemli bir kriteridir. Düşük olması da yüksek olması da sağlık sorunlarına neden olabilir. Ancak günümüzde daha çok kan şekeri yüksekliği ciddi bir sorundur.
Kan şekeri nedir?
Kan şekeri vücudu dolaşan kan aracılığı ile tüm hücrelerin kullanımına sunulan enerji verici bir maddedir; bu madde glikoz olduğu için, kan şekeri yerine kan glikozu tabiri de sıklıkla kullanılır. Normal değerleri 60-110 (mg/dl) arasındadır. Düşmesine hipoglisemi, yükselmesine hiperglisemi denir.
Kan şekeri niçin önemlidir?
İnsan vücudundaki tüm hücreler yaşamlarını devam ettirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjinin bittiği yerde önce hücre yaşamı sonra da o hücrenin ait olduğu canlının yaşamı sona erer. Vücudumuz sadece şekerden değil, yağlardan ve proteinlerden de enerji elde edebilir. Ancak birkaç nedenle enerji kaynağı olarak kan şekeri çok önemlidir;
• Bazı hücrelerimiz enerji kaynağı olarak sadece glikozu kullanabilir ve daima kanda belirli miktarda glikoz bulunmasını arzu ederler. Bu hücrelerin başında sinir hücrelerimiz (yaklaşık 1 trilyon), oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerimiz (yaklaşık 25 trilyon), erkek üreme hücreleri (spermler) gelir. Kan şekerimiz düştüğünde ortaya çıkan bayılmanın asıl nedeni sinir hücrelerinin kandan yeterince şeker alamaması ve ihtiyaç duydukları enerjiyi elde edememesidir. Böylece düzgün çalışamazlar ve vücudu yönetmede zaafiyet ortaya çıkar, kişi bayılır.
• Vücudumuzda en çok enerji tüketen hücreler bizi hareket ettiren kas hücreleridir. Ağırlık olarak yaklaşık vücudumuzun yarısını oluştururlar. Bu hücreler tüm kaynaklardan enerji elde edebilmelerine rağmen, mümkünse glikozu tercih ederler. Bir otomobil ile benzerlik kurmayı denersek; glikoz süper benzin, yağlar ise normal benzin gibidir.
• Vücudumuz ve özellikle kaslarımız, hızla ve çok fazla enerji üretmeye ihtiyaç duyduğunda (ör. koşma- kaçma, spor yapma vs.) glikozdan çok daha hızlı bir şekilde enerji elde edebilir. Yani süper benzin örneğinde olduğu gibi glikoz yağlardan daha kolay ve daha hızlı yakılır ve daha çabuk, daha çok enerji ortaya çıkabilir. Yağların yakılması ve enerjinin ortaya çıkarılması biraz daha uzun zaman alır.
Kan şekeri nasıl ayarlanır?
Vücudumuzda kan şekerini ayarlayan hormonlar vardır. Bunlardan en önemlileri; yükselmesini önleyen ve kan şekerini düşüren insülin, ikincisi düşmesini önleyen ve kan şekerini yükselten glukagon hormonları...ayrıca glukagona yardım eden ve özel durumlarda salınan kortizol ve adrenalin de kan şekerini yükseltir.
Niçin açlık kan şekeri ölçülür?
Yemeklerden sonra kan şekeriniz geçici süreliğine normalin üzerine çıkabilir ve kan şekeriniz yediğiniz yemeğin karbonhidrat içeriğine göre ciddi değişkenlik gösterir. Ancak insülin gerekli miktarda salgılanarak, bu yüksekliği düzeltir. Belirli bir süre açlıktan sonra ise kan şekerinizin normal olmaması için bir neden kalmaz. Böylece açlık durumunda ölçülen şeker düzeyinin hem düşük hem yüksek olması anormallik olarak kabul edilir.
Kan şekerinin ayarlanmasında en önemli organlar hangileridir?
Kan şekeri ayarlanmasında yukarıdaki iki hormonu salgılayan pankreas ile bir şeker deposu (ya da süngeri) olarak çalışan karaciğer en önemli organlardır. Karaciğer insülinin getirdiği mesaj ile kandan glikozu toplar (emer) ve depo eder, böylece kan şekeri düşer. Glukagon ise karaciğere depo ettiği glikozu kana verdirtir; eğer yeterince depo glikoz yoksa ürettirir ve kan şekerini yükseltir.
Kan şekeri yüksekliği ne demektir?
Kan şekeriniz örneğin 120 (mg/dl) ise ve size bir hastalık teşhisi konmamışsa, bu bir sorun olmadığı anlamına gelmez. Kan şekeri yüksekliği kabaca (en sık karşılaşılan) iki ana problemden birinin habercisi olabilir. Ya insülin salgısı yeterli değildir, ya da özellikle karaciğeriniz salgılanan insüline cevap olarak kandan glikozu uzaklaştıramıyor ve içinde depo edemiyordur (sünger gibi ememiyordur). Anlaşılacağı üzere iki durum da şeker hastalığını çağrıştırmaktadır.
Yeterince insülin salgınız olmasına rağmen özellikle karaciğerin insülinin getirdiği mesaja sağır olması durumu “insülin rezistansı” olarak bilinir ve pekçok hastalığın kapısını aralayabilir. Yüksek kan şekeri, zararlıdır ve vücudunuzdaki pekçok hücreyi adeta “oksitleyerek” hasara uğratır. Bu hasarı en çok damarlarımızda yapar ve kan basıncı yükselmesine neden olur. Ayrıca insülin salgılayan pankreasın da zamanla yorulmasına ve daha da az insülin salgılamasına neden olur.
Tamamen sağlıklı olsanız bile kan şekerinize daima dikkat etmelisiniz. Az miktarda yüksekliği bile ileride hastalığa neden olabilir. Peki bu durumda olan bir insan ne yapabilir? Yapılacak en iyi iş, zayıflamaktır. Az miktarda kilo vermek bile (eğer mümkünse göbek çevresinden) karaciğerin insüline olan sağırlığını azaltmada son derece etkindir. Eğer zaten zayıf iseniz o zaman biraz egzersiz yapmayı denemelisiniz. Ayrıca diyetinize dikkat etmeniz ve dengeli-düzenli-yeterli beslenmeniz de size yardımcı olur. Şu noktayı sakın unutmayın; karbonhidrat yemeyerek ya da az karbonhidrat yiyerek (Atkinson diyeti gibi) kan şekeri sorununuzu çözemessiniz. Önemli olan alınan kalorinin kaynağından ziyade ne kadar kalori alındığıdır.
Siz yine de orta yaşlardan sonra üç beyazdan kaçarak (beyaz un, şeker, tuz) beslenmeye çalışın.Zira şeker almadığınızda vucudunuzun bünyenizde biriken yağlardan glikoz yapma gibi bir hüneri de vardır.böylelikle vücudunuzdaki kolesterol seviyesini de düşürmüş olacaksınız.
Aşırı sinirli olanlar ve ailesinde şeker hastalığı olanlar dikkat……..! Her yıl 3-5 defa kan şekeri ve gizli şeker kontrolü yaptırmalısınız, çünkü risk altındasınız…
Sağlıklı günler dileği ile..

ÇOK TŞK EDERİM  SEVGİLİ AKİF  UĞUR BEY.BENİ KIRMAYIP BU YAZIYI BANA ULAŞTIRDIĞIN  İÇİN.SONSUZ TEŞEKKÜRLER...SEVGİLERR...

Saç Dökülmesi

16/3/2009

Saçıma Neler Oluyor?

Erkek Tipi Saç Dökülmesi erkeklerdeki en yaygın saç dökülmesi tipidir. Erkek tipi saç dökülmesinde başınızın tepe kısmındaki ve şakaklardaki saçlarınız cılızlaşmaya başlar. Zaman geçtikçe şakaklardaki saçlar daha da geriler, sadece başın ön kısmın ortasında saç kalır ve tepe kısmında giderek daha da kelleşen bir bölge ortaya çıkar.

Daha sonra başın ön ve tepe kısımlarında saçların döküldüğü bölgeler yan yana gelir ve başın tepe kısmı iyice kelleşir. En sonunda tek geriye kalan başın yan taraflarında ve arkasında kalan saç sınırıdır.

Erkek tipi saç dökülmesi birçok erkek için istenmeyen ve stresli bir deneyimdir.

Bu durum, bazı erkeklerde yirmili yaşların başında ortaya çıkar.

Erkek tipi saç dökülmesi (androgenetik alopesi) 25 yaşına kadar erkeklerin %25 'ini, 40 yaşına kadar %40'ını, 50 yaşına kadar %50'sini etkileyen ve erkeklerde en sık rastlanan saç dökülmesi tipidir.

Neden? Suçlu Genler!

Erkek tipi saç dökülmesi genellikle kalıtımsaldır ve birçok erkek için gerçek bir endişe kaynağıdır.

Erkek bu özelliği annesinin ve babasının soy ağacındaki bireylerden alır. Eğer genetik olarak saçınızı kaybetmeye programlandıysanız ve saç kaybınız için hiçbir şey yapamıyorsanız uzun dönemde saçınızı koruma şansınız çok azdır.

Erkek tipi saç dökülmesi normal saç döngüsünün dışında bir durumdur. Androgenetik alopesi, adından da anlaşılacağı üzere genetik nedene bağlıdır.

Siz Sınıflamada Hangi Seviyedesiniz? Neyi Bekliyorsunuz?

Erkeklerde Saç Dökülmesi

1. Saç dökülmesininde en şanslı dönemdesiniz.
2. Saç dökülmesini önlemek için hala şansınız devam ediyor.
3. Saç dökülmesini önlemek için elinizi çabuk tutmalısınız.
4. Saç dökülmesini önlemek için endişelenmekten başka bir şey yapmalısınız.
5. Saç dökülmesini önlemek için vakit çok geç demeyin.
6. Cerrahi tedaviler dışında, saç dökülmesini önlemek için dönüşü olmayan bir noktadasınız.
7. Cerrahi tedaviler dışında, saç dökülmesini önlemek için dönüşü olmayan bir noktadasınız.

Yukarıdaki sınıflama tablosuna göre hangi basamakta olduğunuzu belirleyin.

DHT: "Kötü" Testosteron

DHT vücuttaki pek çok erkeklik hormonundan biridir. DHT bir erkeğin yaşamının erken dönemindeki gelişim aşamalarında önemlidir; ancak, erkekler yaşlandıkça saç dökülmesinin nedeni haline gelmeye başlar. DHT saç folikülünü gözle görülebilir saç üretemeyecek şekilde küçültür.

DHT erkek tipi saç dökülmesinde önemli bir rol oynar.

Erkek tipi saç dökülmesi DHT (dihidrotestosteron)'un kıl foliküllerine olan aktivitesinden kaynaklanmaktadır.

İnsan saçı normalde büyüme, dökülme ve yeniden büyümeyi içeren bir döngüyü izler. Ancak artmış DHT düzeylerinin büyüme evresinin kısalmasına ve saçın dökülmesi için gereken sürenin kısalmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir, . Bu durum saçların cılızlaşmalarına yol açar.

DHT'nin katkısının olduğu durumlar;

* Saçın büyüme evresinin kısalması
* Saç foliküllerinin ilerleyen minyatürizasyanu
* Terminal saç sayısında azalma

DHT'yi Baskılamak Artık Mümkün

DHT miktarı azaltılarak erkek tipi saç dökülmesinin önlenebildiği ve bazı erkeklerde saçın tekrar büyüyebileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Bu bulguların sonucunda, bilim adamları yeni bir tedavi geliştirmişlerdir. Bugün erkek tipi saç dökülmesinin tedavisi için daha önce hiç olmadığı kadar çok seçenek vardır.

Alıntı:

http://www.sacdokulmesi.gen.tr/mphairloss/index.html

« Önceki ::


Blogcu ile yapıldı